|
|
|

Bu oyunun incelemesini yapıp yapmamakta oldukça kararsız kaldım uzun
süre. Animal Crossing için de aynı tereddütü hissetmiştim. Çünkü kimi
oyunlar vardır ki ne yaparsanız yapın anlatamazsınız. Oyunun başına
geçilip oynanması gerekir ki nasıl birşey olduğu anlaşılsın. İşte
Warioware de tam bu bahsettiğim türden bir oyun.
El cihazında oyun dediğin böyle olur
Warioware'i en güzel kendi ismi açıklıyor. MEGA MICROGAMES.
Çünkü bu oyun aslında içinde onlarca mini (mikro) oyunu barındıran bir
paket. Her bir oyun en fazla 5 sn (evet, yanlış okumadınız) sadece 5
saniye sürüyor. E işin ne zevki kalıyor peki? Okumaya devam.
Oyunu
ilk açtığımızda karşımıza güzel hazırlanmış bir intro çıkıyor. Wario
kanepede uzanmış, burnunu karıştırarak TV seyrediyor. TV'de bir video
oyun haberi var, video oyunların nasıl da çok sattığından bahsediyor.
O sırada kahramanımızın kafasında bir ampul yanıveriyor. Wario'yu daha
önce duymayanlarınız için söyleyeyim, Wario Nintendo'nun en kötü
kalpli kahramanı olarak addedilir. Çünkü Wario'nun hayattaki tak amacı
ceplerini para ile doldurmaktır ve bu amacına ulaşmak için elinden
geleni ardına koymaz. Benim şahsi fikrim Wario'nun kötü biri olmadığı,
sadece biraz, ehem... eee.. açgözlü olduğu yönünde. Neyse efendim
Wario kararını vermiştir. Kendi oyun şirketini kuracak ve kendi
oyunlarını yapacak, milyoner olacaktır. Hemen atlar motorsikletine ve
gider kendisine bir PC alır. Oturur bilgisayarın başına ama işler
yeterli hızda ilerlememektedir. Hemen en yakın arkadaşlarını arar
Wario. Jimmy, Mona, 9-Volt, Dribble, Dr.Crygor, Kat ve Orbulon.
Arkadaşları Wario'nun teklifini kabul eder ve herkes kendi
karakterlerine uygun oyunlar üretmeye başlar.
Oyunda bu her bir karakterin ürettiği mikro-oyunları oynuyoruz. Her
karakterde işlenen bir tema var. Örneğin Kat'ta doğa ile ilgili
oyunlar oynarken, Orbulon'da bilim-kurgusal oyunlar, 9-Volt'ta eski
Nintendo oyunları karşımıza çıkıyor. Bu karakterlerin herbiri bir
seviyeyi temsil ediyor ve bir karakterin oyunlarını geçince yeni bir
karakter açılıyor. Gelelim oyunların nasıl şeyler olduklarına.
Bunlar oyun mu?
Hemen
örnek vereyim. Oyunlardan biri iğne deliğinden iplik geçirme. Nasıl
yani mi? Bildiğimiz iğne deliğinden iplik geçirme işte. :) Bir diğer
oyunumuz ip atlama, bir diğeri ocağın altını söndürme, bir diğeri
kaşık bükme, çivi çakma, potaya atış yapma, süper kahramana dönüşme,
hareket eden pasta üzerine çilek bırakma, gameboy'a kartuş sokma, diş
fırçalama, göze damla damlatma, ağlayan bir kızın burnunu çekme, tost
makinesinden fırlayan ekmeği yaklama, vesaireee vesaireee vesaireeeee
:)
Oyunda ilk kademeden başlayıp her karakterin onlarca oyununu oynayıp
bitirmelisiniz. Oyundaki toplam 11 kademeyi bitirdiğiniz zaman oyun da
sona eriyor fakat amaç oyunu bitirmek değil. Oyunu bitirmeniz sizi hiç
zorlamayacaktır zaten. Çünkü her karakterde ilk zorluk seviyesini
geçip ilk boss'ları yendiğiniz anda seviye atlarsınız. Ancak o
karakterin daha görmediğiniz oyunları kalacağı gibi henüz
yapabileceğinizin en iyisini de yapmamışsınızdır. Bu oyun high-score'cular
için ideal. Rekorlarınızı geçmek için oyunu defalarca oynayacaksınız.
Oyun
sadece bu 11 seviyeden oluşmuyor. Siz belli yerleri geçtiğiniz zaman
(ne olduklarını söylemeyeceğim) bonus oyunlar çıkıyor. Bu bonuslar
arasında Dr. Mario gibi klasik NES oyunlarından ip atlamaya, sinek
avlamaya kadar birçok oyun var.
Oyunda her karakteri geçtiğinizde o karakterle ilgili oyunların tümü
size ayrı bir ekranda listelenmekte. Böylece istediğiniz mikro-oyunu
seçip o oyunu defalarca ve defalarca oynayıp rekor kırabilir ya da
üzerinde antrenman yapabilirsiniz. Oyunlarda ilerledikçe oyun
hızlanmakta, kimi zaman bir mikro-oyunu 1-2 saniyede geçmeniz
gerekmekte. 30-40 puanlardan sonra oyun öyle bir hızlanıyor ki resmen
kendinizi kaybediyorsunuz.
Oyunun grafikleri oldukça iyi. Kimi mikro-oyunda çok kaliteli
(neredeyse fotoğraf kalitesinde) grafikler göreceğiniz gibi, kimi
mikro-oyunda da siyah-beyaz, çöp adam diye tabir edebileceğimiz
grafiklerle karşılaşıyorsunuz. Ama bu grafikler mikro-oyunlarla o
kadar uyumlu ki hiçbir zaman grafiklerin mükemmelliğini ya da
kötülüğünü sorgulamıyorsunuz. Çünkü bu oyunda önemli olan hastalık
seviyesinde bağımlılık yapan mikro-oyunların ta kendisi.
Seslere
gelince... Kulaklarınıza inanamayacaksınız. "Bu sesler GBA'dan mı
çıkıyor?" demekten kendinizi alamaycaksınız. Dijitize seslerle
süslenmiş seslendirmeler, mükemmel hazırlanmış tematik arkaplan
müzikleri, müthiş esprili efektler... Hepsi o kadar temiz sesler ki.
Tek kelimeyle kusursuz. Hele hele KAT karakterinin oyunlarını oynarken
arkaplanda çalan müziği duyarsanız, oyunun seslerini neden bu kadar
övdüğümü anlarsınız. Müzik resmen vokalli, mükemmel bestelenmiş bir
şaheser. Anlatılmaz, yaşanır cinsten.
Oyunun en güzel özelliği istediğiniz yerde (evde, okulda, otobüste,
bankada, kuyrukta, orada, burada) oynayabilmeniz. Şöyle ki; diyelim
otobüs bileti alacaksınız, 5dk'lık bir kuyruk var. İnanın bu 5dk
içinde bile bu oyunu açıp oynayabilirsiniz. Birkaç saniye içinde oyun
açılıyor ve oynamaya başlıyorsunuz. Yazının başında dediğim "El
cihazında oyun oyun böyle olur" lafı bundan dolayı. Gerçekten tam bir
taşınabilir oyun.
Son söz olarak demek isterim ki bu oyunu size layıkıyla anlatmam
imkansız, kimsenin anlatabileceğine de inanmıyorum. Olur da
biryerlerde bu oyunu görürseniz ve GBA'nız da varsa, asla ama asla
almamazlık etmeyin. Gameboy'unuzu çöpe atmakla aynı anlama gelir
bence. Nintendo'dan "anlatılmaz, yaşanır" tarzında nefis bir eser
daha. Sakın kaçırmayın.
Değerlendirme:
Grafik: 8/10
Ses:10/10
Oynanabilirlik: 8/10
Artıları:
+ Heryerde oynananbilmesi,
+ Nefis ses efektleri, müzikler,
+ Bağımlılık yapan mikro-oyun tarzı
Eksileri
- Benzer oyun türlerinin oluşu,
- Rekor denemelerinde zorluğun bir seviyeden sonra imkansızlaşması
Yazan: NintendoTR » İncelemeler Bölümüne Geri Dönmek İçin
Tıklayın |
|

|