|
|
|
Akşam saat dokuz civarıydı evden çıktım. Posta
kutum yanıp yanıp sönüyordu. Mektup gelmiş diye sevinip açtım. İçinden
üç mektup çıkmıştı.
Birisi küreğim elimde kazı yaparken bulduğum fosili incelenmesi için
gönderdiğim laboratuvardandı. İnceledikleri fosil "Plesio Torso" imiş.
Ne olduğunu bilmiyordum ama bunu müzeye götürürsem kesin çok
sevinirler.
İkinci mektubum sevgili arkadaşım Pecan'dan. (Duymasın ama kendisi
rüküş, süslü püslü bir sincaptır) Aslında kasabaya ilk taşındığında
aramız pek iyi değildi. İsmimle dalga geçmişti, "O isim bende olsa
intihar ederdim herhalde" filan demişti. Ama sonra aramız iyileşti.
Filbert'a ödünç verdiği ama geri alamadığı bir Gameboy'u vardı ve
benden almamı rica etmişti. E tabi kasabanın yakışıklısı olarak bu
isteğini geri çevirememiştim.
Gittim
Filbert'a dedim "sende bu hatunun Gameboy'u varmış vermiyormuşsun". Bu
Filbert kasabada uyşukluğu ile tanınan birisidir. Çok sevimli, kokarca
gibi bir yaratıktır ama benim en sevdiğim komşularımdan biridir.
Çünkü, dedim ya uyuşuktur. :) Filbert'tan Gameboy'unu alıp Pecan'a
verince aman efendim bir hoş sohbetler bir muhabbetler sormayın
gitsin. İşte bu muhabbetimiz baabında kendisine kasabanın çöplüğünde
bulduğum ama tertemiz olan bir tişörtü bir zarfın içine koyup
"nasılsın, iyi misin" gibi hoşbeş sözcüklerle dolu bir mektupla
beraber yollayıvermiştim. Burası böyle bir kasaba işte. Ne telefon var
ne Internet. Ormanın ortasında bir yer. Mektuplaşmak da en iyi
haberleşme yöntemi o nedenle. Neyse efendim kendisi çok sevinmiş
mektubuma o da bana bir hediye göndermiş. Hey Allahım bu ne ya! Pembe
bir abajur. Kızım ne yapayım ben bunu ya. Bir de utanmadan "Ben
kullanmıyordum" demiş. Peh. Neyse Tom Nook'un dükkanına götürür
satarım en az bir 200 Bell eder herhalde.
Üçüncü mektubum evlerimizi dolaşıp puanlar veren komitedendi. Evimin
en son aldığı puanı yollamışlar. Bir de demişler ki "Eviniz yeteri
kadar büyük değil." Utanmazlara bak hele. Ben kasabaya ilk
taşındığımda cebimde 1000 Bell vardı sadece ve Tom Nook bana yanında
çalışmam şartıyla köpek kulübesi kadar bir ev tahsis etmişti.
Kendisine olan tüm borcumu ödeyip evimi de büyütmüştüm ama anlaşılan
hala daha küçüktü. Daha yapacak çok iş var.
Neyse, mektuplarımı aldıktan sonra sağa sola bakınmak üzere şöyle bir
dolaşmaya çıktım. Bahar gelse de ortalık canlansa...
Kışın
pek bir sessiz buralar. İnceden de kar yağıyor. Ağaçta şeftali gördüm
hem de 3 tane birden. Salladım ağacı düştüler. Birini yedim, ikisini
cebime attım Tom Nook'a satarım. Şeftali başına 100 Bell veriyor, hiç
fena değil. Aaa doğru ya ona borcumun bir kısmını daha ödeyecektim
bugün. Adama büyütülmüş evim için hala 11000 Bell borçluyum. Cebimde
5600 Bell var. Postaneye gidip 5000 Bell daha yatırayım Tom Nook'a.
6000 Bell kalacak borcum. Gitmişken şu yeni bulduğum fosili de
yollayayım bakalım. Ava ile de çoktandır görüşmedik bir mektup yazsam
iyi olur. Evden güzel desenli 2 mektup kağıdı alıp laboratuvara ve
Ava'ya birer mektup yazdım. Mektuplardan birine fosili diğerine de çok
şık pembe bir abajuru ;) ekleyip postanenin yolunu tuttum.
Arkadaşlarıma sık sık mektup yazmalı, hediyeler yollamalıyım. Aramızın
açılmasını istemem.
Bu postanede geceleri çalışan kadını da hiç sevmiyorum. Beni bir an
önce başından def etmeye çalışıyor. Neyse mektuplarımı verdim, 5000
Bell borcumu da ödeyip bir an önce çıktım. Çıkarken soldaki
E-Reader makinası gözüme ilişti. Gameboy Advance'ime E-Reader ile
birkaç Animal Crossing kartı almalıyım diye düşündüm.
Çıkışta önüme gelen bir ağacı öylesine salladım pat diye 100 Bell
düştü ağaçtan. Sevinip o gazla 8-10 ağacı daha sallamaya başladım.
Sallamaz olaydım. Son salladığım ağaçtan arı kovanı düştü. Arılar
kovalayıp soktular beni bir güzel. Gözüm şişmişti. Hak ettim ama.
Müzeye
gidip laboaratuvardan dönen fosili bağışlarken müze bekçisi baykuşun
gözündeki pırıltıyı görmeliydiniz. Bu baykuş geceleri cin gibi ama
sabahları ne zaman gitsem uyukluyor. Müzede biraz gezindim. Peh peh.
Bir sürü şey bağışlamışım ama daha çok iş var. Müze pek bir boş hala.
Çıkışta Butch ile karşılaştım. Hoş sohbet bir köpektir kendisi. Yarın
akşam saat 6-8 arası kasabaya açık artırmacı biri gelecekmiş. Onu
haber veriyor. Tüh ya yarın 6-8 arası evde yokum ben katılamayacağım.
:(
Saate bak 9:45 olmuş! Tom Nook'un dükkanı kapanmadan yetişmeliyim!
Dükkana vardığımda önce bir etrafa bakındım. Güzel bir duvar kağıdı
gelmiş ama 2500 Bell diyor. O kadar param yok maalesef, başka zaman
artık deyip cebimdekileri döktüm ortaya. Satış hiç fena gitmedi.
Toplam 1500 Bell kazanmıştım.
Oradan çıkınca karakola uğradım. Kayıp eşyalar vardı sahipsiz. Hepsini
aldım çıktım. :) Satarım ya da hediye ederim ne güzel. Çıkışta nöbetçi
polis bana bir selam çaktı. Sordum "ne var ne yok" diye. Ünlü bir
modacı gelecekmiş ormana 2 Şubat'ta "aklında olsun" dedi. Kimbilir
nasıl bir tip çıkacak karşıma.
Modadan
bahsedince aklıma Able Sisters terzisi geldi. İki kızkardeşin terzi
dükkanı burası. İçeri girince beni her zamanki gibi Mabel karşıladı.
Etrafa bir bakındım ilginç desenler vardı ama benim daha önce kendi
çizdiğim bir desen vardı Gameboy Advance'imde hazır bekleyen. Onu
gösterdim kendilerine. Sağolsun kırmadı beni ve sergilemek üzere koydu
elbiselerin arasına. Sonra kendisinden yeni desen çizmek için gerekli
aleti Gameboy Advance'ime yüklemesini rica ettim. Hemen yükleyiverdi.
Gameboy'umu daha sonra desen çizmek üzere bir kenara koydum.
Sahil boyunca ilerlerken biraz midye, ıvır zıvır topladım. Bunlar
bazen iyi para ediyor. Oltamı çıkardım. Geceleri sessizlikte, sakin
bir müzik eşliğinde balık tutmak gibisi yok. İki-üç tanesini
kaçırdıktan sonra sonunda bir tane yakaladım. Hmm, bu balığım müzelik
bir değeri var mı acaba?_ Neyse yoksa da satarım artık. Attım cebe.
İskelede Kapp'n sandalıyla bekliyordu. "Adaya geçmek ister misin" diye
sordu. Eh gelmişken bir de adama gideyim. Gameboy'umu açtım, düştük
yola. Yolda aptal aptal tekerlemeler söyledi. Nefret ediyorum ama ne
yaparsın işte... Adaya geldiğimizde (bu ada bana ait bu arada) komşum
Pigglet'i gördüm. Sandık lazımmış kendisine. Bulur da getirirsen çok
sevinirim dedi. Not aldık bir kenara bulursak getiririz. Yanımda
getirdiğim fazlalık mobilyaları (Ormanda herşey yaprak şeklinde. Ancak
yere koyarsanız büyüyüp asıl şekillerini alıyorlar. Dolayısıyla her
şey cebinize sığıyor) adadaki evime yığdım. Bu ev ormandakine göre çok
büyük. Depo gibi kullanıyorum o nedenle. :) Neyse biraz daha
dolanıp 2-3 ananas yedikten sonra adadan ayrıldım Kapp'n ile.
Döndükten sonra Kapp'n bana "adayı gözetlemek ister misin" diye sordu.
İsterim tabii ki. Ama Gameboy Advance'e yükleyecek ve bende şu an
desen tasarım aleti yüklü GBA'da. Amaan sonra yaparım tasarımı deyip
adayı Gameboy'uma yüklettim. Haha Pigglet'i görebiliyordum yukarıdan
Gameboy ile. Ağaçları sallayıp önüne meyvalar düşürdüm. Sevdiği
meyvayı yerse gülümsüyor, sevmediğini yerse üzülüyordu. Bol bol meyva
yedirdim buna ve kazı yaptırdım. Birşey çıkmadı. Halbuki biliyorum ki
bu adada bir yerlerde NES oyunları gömülü.
Neyse biraz Gameboy ile adada uğraştıktan sonra kapayıp terziye gittim
ve desen programını tekrar yüklettim. Saat 11'e geliyordu.
Komşularımla biraz sohbet edeyim dedim.
Savannah'ın yarın bir misafiri gelecekmiş, "Yemek yapacağım, tüm
malzemeler hazır ama balık bulamadım." dedi. Cebimdeki balığı
hatırladım. Versem mi vermesem mi? Hmhm. Müzeye götürebilirim, satıp
para da kazanabilirim. Ama Savannah'dan da değerli değil ya.
Veriverdim dişi beygirimize balığı. Yüzündeki gülümseme, sağa sola
sevinç içinde yaylanarak yaptığı o hareket... Değdi doğrusu. :)
Neyse saat geç oldu neredeyse 2 saattir kaabada dolanıyorum. Evime
döndüm. Işığı kapattım. Kapının yanındaki Gyroid'e save edeceğim deyip
ayrıldım.
Oyunu kapatınca oyun bitti sandınız değil mi? Önce http://www.animalcrossingcommunity.com
adresine bağlanarak dünya çapındaki Animal Crossing hayranları ile
sohbet ettim. Birkaç malzeme değiş tokuşu edip şifre aldım. Bu şifreyi
Tom Nook'un dükkanında kendisine söylersem bana yollanan malzemeyi
alabiliyorum. Aynı şekilde ben de takas etmek istediğim malzemenin
şifresini Tom Nook'tan öğrenip sitede ihtiyacı olan başka birisine
verdim.
Daha sonra da Gameboy'umu kaptığım gibi yatağa girip desen yaparak
uykumun gelmesini bekledim. İşim bitince Gameboy'u "Sleep Mode"a
geçirip uykuya daldım. Yarın bu yeni yaptığım 2 deseni deneyeceğim
elbisemde ve şemsiyemde. Çok güzel olacak. :)
Artıları:
+ Farklı bir oyun tarzı
+ Çok sevimli karakterler
+ Ömür boyu oynanabilirlik
+ Multiplayer desteği (Aynı anda tek kişi)
+ Klasik NES oyunları
+ Gameboy Advance ile bağlantı kurulabilmesi, E-Reader desteği
+ Her karakterin kendine has huyları, tarzları olması
+ Gamecube'ün saatini kullanması, saatlerden mevsimlere kadar
olayların gerçek zamanda geçmesi
+ Tüm dünyada geniş bir fan kitlesine sahip olması
Eksileri:
- Bu oyun ONLINE OLMALIYDI! Olsa iyi olurdu demiyorum, online OL-MA-LIY-DI!
- Oyunun kimi zaman kendini tekrar etmesi, karakterlerin
birbirilerinin sözlerini aynen kullanması, benzer tepkiler vermesi
- Çocuksu görüntüsü nedeniyle her oyuncuya hitap etmemesi
- Felaket sinir bozucu karakter sesleri (Kapatılabiliyor ama olsun.
Çok kötü bir özellik.)
Yazan: NintendoTR » İncelemeler Bölümüne Geri Dönmek İçin
Tıklayın |
|

|